1 Ekim 2013 Salı

Buyrun ben burdayım

Ufacıktım yatılı okula başladığımda. Annemle babam beni okulda bıraktıklarında koca dünyada yapayalnız hissetmiştim kendimi.O kadar çok ağlarmısım ki beni terk edip gittiklerinde, bir gün hademe Fatma Teyzemiz annemleri arayıp bu kızı okuldan alın, dayanamıyor çok ağlıyor demiş.
Yıllar sonra bir danışan olarak koltukta oturduğumda karşımdaki uzman, özel hayatımla ilgili ilişkilerden bahsettiğimde bana aynen şöyle demişti: Bilinçaltında tüm erkeklerin seni bırakıp gideceğine inanıyorsun, bu yüzden ya terk ediyorsun onlar seni terk etmeden kendini güvenceye alıyorsun ya da ilişkiyi öyle bir çıkmaza getiriyorsun ki kendini terk ettiriyorsun. Hadi buradan yak bakalım demiştim kendime.
Deli miyim ben neden kendimi terk ettireyim, durup ilişkilerime baktığımda bir arıza vardı evet. Niye böyle adamları çekiyordum ki hayatıma derdim neydi. 11 yaşımda şartlarım farklıydı. Zihnim kısmen de olsa kabul ediyor bugün o günün şartlarını ama o küçük Nesli sanırım hala affedemedi ebeveynlerini.
El kadar masum çocuğu o kadar uzakta niye yatılı okutur ki insan. Bu kız okusun adam olsun, zorunluluktan dolayı güçlü olsun diye mi.
Spiritüel ve astrolojik kaynaklara bakıldığında doğduğum yıl vs itibarı ile eski hayatımda savaşçı biriymişim. Yalnızlığı bundan seviyorum sanırım.
Tek başına savaşan, sürekli etrafını kollayan o ilkel şartlarda önce canını düşünen biri. Günümüz şartlarında da canım çok tatlıdır onu da söylemeliyim. Savaşçı ruhun getirdiği şey ilişkiler tabi. Normal toplumda yaşamayınca ruhum, bu zamana ilişkileri geliştirmek ve başkalarına yardımcı olmak onların içindeki potansiyeli ve gücü çıkarmak için yardım etmeye gelmişim.
Koçluk bunun ilk adımı sanki.
İlişkiler benim bu ahiri dünyada sınavım anlayacağınız. İnsana yaşadığı şey normal gelir ya bir gün bir astrolog arkadaşımla hayat hikayemi konuşurken o fark etmemi sağlamıştı, şöyle demişti: Farkında mısın Nesligül aslında okul ve iş hayatın ne kadar düzgün ve iyi gitmiş, çoğu insan bunun için deli mücadele veriyor. Oysaki ben bunu belki biraz travmatik ama düzgün atlamıştım. O güne kadar ben yaşadıklarımı çok normal herkes böyle yaşıyor sanıyordum.
Her neyse gelelim terk edilme mevzu una. İletişimi öğrenmem biraz zaman aldı özellikle yüz yüze olanı..Yazmayı bu yüzden seviyorum galiba daha kolay geliyor.
En trajikomik özelde terk edilme hikayem şöyle. Bir arkadaşım vasıtası ile tanıştık ve hopp karsı taraf aşık oldu.Ben de bu ilgi karşısında seyirci kalamadım. Bir o kadar düşünceli ilgili ve romantik bir adam. Okumuş tahsilli yani. Prenses olmak harika  idi. Hiç kimse benim için şiirler, dörtlükler yazmamıştı o güne kadar. Mest olmuştum. İlk bir ay alışma süresi süper geçti.Sonra ayaklar yere basmaya başlayınca ben hep bağımlısı olduğum ilgiyi daha fazla talep eder hale geldim. Huysuz ufak bir kız çocuğuna dönmüştüm.Karşı tarafında ailevi problemleri olduğu su yüzeyine cıktı. Hafif uzaklaşmalar başlamıştı, o sırada iş nedeni ile yurt dışı seyahatine çıktım. Sabah gelen mesajlar gelmemeye ve az aranmaya başlamıştım. Dönüşte elimde hediyeler falan aranmayı bekledim tık yok. Aradığımda bir hafta süre isteyip sonrasında kestirip atan ve yapamayacağını söyleyen bir ses vardı karşımda. Yüz yüze konuşalım demişti. Ama kararımdan vazgeçmem demişti. Her neyse yüz yüze konuşmaya cesaretim yoktu. Aslında o telefon konuşmasında fark ettiğim ve beynime kazınan şey kararım değişmez lafı idi. Hiç esneklik yoktu hayatının hiç bir yerinde. Her şey siyah ve beyazdı onun için. Oysaki griler çoktu  hayatta. İnsanlar değişir gelişir. Bu katı tutum rahatsız etmişti beni, sanırım o noktada adamın benim için doğru olmadığını idrak etmiştim. Bir şekilde birbirimizin ihtiyaçlarını gidermek için kafamızdaki idealize ilişkileri yaşamaya çalışmış ama gerçekler su yüzeyine çıkınca yapamayacağımızı anlamıştık.
Bu adamın benim hayatımdaki görevi sanırım bana ilişkiler konusunda ayna tutması idi.O güne kadar gayet başarılı görünen okul ve iş hayatımın yanı sıra ilişkiler konusunda kendimi başarısız hissediyordum.Bu gerçeği kabullenmeyi ve kendimi geliştirmek için ilk adımı atmamı sağladı.
Hayata binlerce teşekkürler.

1 yorum:

Ozgur C dedi ki...

O adamın hayatındaki herşey siyah beyaz değildi. Hayatındaki en güzel renk sendin. O renk hayatımda olmadığında geriye kalan koskoca bir yalnızlıktı.
Şunu bil ki birbirimizin ihtiyaçlarını gidermelik bir ilişki değildi bizimkisi..Her nekadar ayrılığın sende oluşturuduğu düşüncelere hak versem de...O ayrılığa sebebiyet çook sonraları farkettiğim ve anladığım ailemdeki tıbbi bir hastalıktı.Adı: Paranoid hezeyan..Annemin hastalığı...Hayatın sistematiği öylesine mükemmel ki...İnsanın sistemini hiç ummadığı bir anda öylesine bozuyor ve hiç ummadığı bir anda öylesine güzel bir şekilde işlemsini sağlıyor ki...
İşte bu sistematiğin bana sunduğu sürecte yaşamaya çalışırken bir zamanlar güzel anları paylaştığım ve yüreğimden süzülen satırları yüreğine yazdığım kadını merak ettim ve de özledim.
Facebook hesabına bakabilirdim bu saate ve paylaştığın yazını okumaya başladım...arkasından blogunda paylaştığın diğer yazılar...Ta ki bu satırları yazmama neden olan ,yüreğime inceden dokunan ve aslında bizi anlattığın her kelimesi bir ok gibi yüreğime saplanan yazın "Buyrun ben burdayım"
Senden ayrıldıktan sonra yukarda belirttiğim acı gerçek karşıma çıktığında sana herşeyi anlatacak ve karşına çıkabilecek cesareti kendimde bulamadım. Artık bir önemi yok belki senin için ama bu satırları hem aklımın hem de yüreğimin ortak kararı ile yazdım. Tıpkı sen hayatımdayken hem yüreğim hem de aklım sen dediği gibi.Senden ayrıldıktan sonra fotoğraflarında yaşadım seni.Ama yüreğim gülüşündeki gamzelerine gömüldü...